MİLLİYETÇİLİK VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
MİLLİYETÇİLİK VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
0 Yorum
33570
24-04-2024

Milliyetçilik, kelime anlamı olarak TDK’da, “Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı; ulusçuluk, ulusalcılık, milliyetseverlik, milliyetperverlik, nasyonalizm” olarak tanımlanmaktadır. Bu noktadan hareketle milliyetçilik, aynı milletten olan insanların gerek ekonomik ve maddi konularda gerekse de siyasi ve manevi konularda, kısacası tüm siyasi, hukuki, ekonomik ve sosyal konularda, kendi geleceklerini belirleme, günlük siyasetlerini ve yaşam biçimlerine dair kararları alma hakkına sahip olduğunu savunan, bu hakkı kullanır iken tarihi olarak beraberlerinde getirdikleri milli değerleri göz önüne alan, bir yönetim ve yaşam şekli olarak tanımlanabilir.

Türk milliyetçiliğini, milliyetçilik kavramından hareket ederek tanımlamak, doğru olsa da noksan bir tanımlama olacaktır. Çünkü Türkler, kadim bir tarihe sahiptir ve bu tarih içerisinde birçok devlet ve hatta imparatorluk kurmuş bir millettir. Hun imparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu, bunlara örnek olarak gösterilebilir. Özellikle 600 yıllık hükümranlığının en az 200 yılı tüm dünyada süper güç olan Osmanlı’nın bakiyesi, Türk milliyetçiliğini, dünyadaki diğer milletlerin milliyetçilik anlayışından farklı kılmaktadır. Millet, devlet ve imparatorluk bakiyesini kendi bünyesinde taşıyan Türk Milleti, milliyetçilik anlayışını da buna göre kendi içerisinde yoğurmuş, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı milli değerlerini her daim korumayı başarmış ancak başka milletlerle olan çok sık etkileşimi karşısında kültürel asimilasyon yaşamayarak, milli değerlerine sahip çıkmayı bilmiştir. Diğer milletlerin kültürlerini ve örflerini, inançların değerlerini hep bir zenginlik olarak gören Türk Milleti, hiçbir zaman diğer milletlere ait değerleri kendi değerleri için bir tehlike olarak görmemiştir. Çünkü milli değerleri için hiçbir girişimin başarılı olamayacağını bilen Türk Milleti, diğer milletlere ait değerlere saygı duymayı bilmiş ama tehlike oluşturabilecek bir hadde sahip olmadıklarını, milli değerler söz konusu olduğunda akan suların duracağını, bu uğurda gerekirse can verileceğini defalarca ispat etmiştir.

Türk milliyetçiliği, dini inançlarını da içerisine katan bir geleneğe sahiptir. Orta Asya’da Şamanizm’i geleneğinin bir parçası sayan Türk Milleti, İslam’ı seçtikten sonra da aynı şekilde davranmıştır. Ahlaki değerlerini dini değerleri ile entegre etmeyi bilen Türk Milleti, hiçbir zaman kelimenin tam manasıyla dinin etkisi altına girmemiş, dini olan ile milli olanı ayırmayı hep bilmiş ama kutsiyet olarak her ikisine de eşit değil DENK bir değer vermiştir. “Milli değeri olmayanın dini değeri olamayacağını” bilen Türk Milleti, bu yönden seküler bir tavır göstermiştir. Bizce Türklerin İslam’ı seçmesinin en önemli nedenlerinden biri hatta belki de en önemlisi, Kur’an’ın birçok konuda örfe ve geleneğe atıf yapması, birçok uyuşmazlığın çözümü ve yaşam tarzı için inananları, örfe yönlendirmesidir.

Buradan hareketle Türk Milliyetçiliğinin, inanca dayalı değil inanca saygılı olduğunu, dogmalardan değil seküler tecrübelerden hareket ettiğini, geleneğin beraberinde getirdiği tecrübelerden hareket ederek ama ahlaki ve dini değerlerini de unutmayarak kararlar almasıyla kadim bir tarihe sahip olduğu tartışılmazdır. Kendi tarihini dini inanç ile eşitleyen sözde milliyetçilerin kulakları çınlasın!

Bu noktada birçok itiraz yükselebilir. Ancak tarihi veriler bu itirazların yersiz olduğunu göstermektedir. Örneğin, Fatih’in “kardeş katlinin vacip” olduğu yönündeki fetvayı alması dahi, bu noktadaki tüm itirazları susturmaya yeterlidir. İslam dini açısından pek de “dini” olmayan bu fetvanın, “milli değerler ve devlet” ilişkisi bakımından gayet seküler ve mantıklı bir kanun olduğunu kabul etmemek mümkün değildir. Çünkü Türk Milleti, tarihinden getirdiği acı tecrübelerle anlamıştır ki, bu coğrafyada eğer bir devletiniz yok ise milli değerlerinizi, varlığınızı koruyabilmeniz mümkün değildir. Nitekim devletsiz şekilde gezen İsrailoğullarının yüzyıllarca hatta bin yıllarca yaşadıkları ortadadır. Bugün dahi devletsiz milletlerin hala neler yaşadıklarını görüyor ve bu devletsiz milletlerin kendi iç psikolojilerindeki bozukluklarının temel nedeninin tarihte bir devletlerinin olamadığının etkisinin ne kadar hissedilebilir olduğunu yaşayarak öğrenebiliyoruz.

Türk milliyetçiliği diğer yandan kadim bir bilgi birikimine sahiptir. Bu bilgi birikimi, hem tarihten gelen bir damıtma şeklinde elde edilen bilgilerden hem de tarih boyu yetiştirdiği alimler ile pozitif bilimlerden elde edilen bilgilerden oluşmakta, her iki bilginin harmanlanmasından “bilgi birikimi”, geleneksel bir birikim olarak vücuda gelmektedir. Her iki bilgiyi birbirine harmanlamayı çok iyi bilen Türk Milleti, her zaman yeni şeyler öğrenmeye açık olmuş, çağın gereklerine uygun çözümler ararken, milli değerlerinden uzaklaşmayarak doğru adımlar atabilmiş ve bu sayede bin yıllardır tarih sahnesinde kalmayı başarabilmiştir.

Ama ne zamanki Türk Milleti, kendi varlığını tehdit eden unsurların her yeri çepeçevre sardığının farkına varmış, yönetimin kokuşmuşluğunun dayanılmazlığını görmüş, Anadolu tabiriyle “bıçak kemiğe” ne zaman dayanmışsa, hiç acımadan kurduğu devleti kendisi yıkmış veya revize etmiş ya da dış kuvvetlerce yıkılan devletinin yerine hemen yeni bir devlet kurmaktan da asla çekinmemiştir. Çünkü Türk Milletinin geleneğinde, dogmatik değerlere sıkı sıkıya bağlı olma bağnazlığı değil, zaman, mekân ve durumun getirdiği şartlar bakımından ahlaki ve aktüel bir çözüm yolu bulma özelliği vardır. Burada aranan çözümün temeli “milletin varlığı ve gelecekte var olması”dır. Milletin varlığının tehlikeye girmesi durumunda Türk Milleti için “bugün” ve bu yaşayan nesil, “yarın” ve gelecek nesiller için feda edilebilir.  Bu özelliği açısından Türk Milleti, Türk Milletine sözde devrimcilik öğretmeye kalkan gafillere göre çok daha devrimci olduğunu ispat etmiştir. Çanakkale savunması ve millî mücadele harekâtı, bunun en büyük örneği ve ispatıdır.

Görüldüğü üzere Türk Milliyetçiliği, katı veya yumuşak hiçbir ırkçılık ile örtüşmediği gibi, klasik milliyetçilik kavramı ile de açıklanamayan bir milliyetçiliktir. Sadece milli gelecekleri tehlikeye girdiğinde “milliyetçilik damarları kabaran”, millet olduklarını hatırlayan halklardan farklı olarak Türk Milleti, en şaşalı dönemlerinde dahi milli değerlerini ve milli hassasiyetlerini hiç unutmamıştır. “Tanrı Türk’ü korusun”dan “Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin”e evrilen Türk Milletinin “inançsal” konumu, her inancın gölgesinde Türk Milliyetçiliğini koruduğunu göstermekle beraber, Türk milletinin “şükrederken” bile hep milli bir duruş sergilemesi, bu açıdan dikkat çekicidir. Her durumda “Allah devletimizi başımızdan eksik etmesin” sözünü tekrarlayan Türk milleti için devlet anlayışının, klasik devlet anlayışından öte, “milli varlığın, milli birlik ve beraberliğin” sadece mevcut bir devlet sistemi ile olduğuna inanmasını iyi okumak gerekmektedir. Bu bilinç; dini, ekonomik veya siyasi değerlerle değil, bizzat milli ve ahlaki değerlerle Türk Milletinin kendi ruhuna nakşettiğini göstermektedir.

Türk milliyetçiliğinde, genlerin ve yetiştirilme tarzının etkisini arayanları bir yana bırakarak şunu söylemek yerinde olacaktır ki, Türk halkı ister istemez milliyetçidir. Çünkü akıl ve düşünme yetisine sahip her insanın, birlikte yaşama, ekonomik ve siyasi konularda varacağı sonuç, Türk Milliyetçiliğinin vardığı sonuç ile aynı olacaktır. Tarih boyunca bu böyle de olmuştur. Ancak bu görünen durumu kelime oyunlarıyla veya başka kavramlar altında Türk Milletine empoze etmeye çalışanların maharetlerini de takdir etmemek mümkün değildir. Bize ait olanı bize ait değilmiş gibi gösterip, sonra bize pazarlayanların/bahşedenlerin kurnazlık ve sahtekarlıklarına şaşırmamak elde değildir. Bu nedenle, milli varlığımızı korumak, gelecek nesillerin daha iyi noktalara gelmesini sağlamak amacıyla Türk Milliyetçiliği başlığı altında, milli değerleri ve buna bağlı kuralları çok iyi anlamak ve tatbik etmek zorunludur. Aksi takdirde tekrar bir fetret dönemine gireriz ki, yüz yıl önce yaşanan acı tecrübelerin karşısında gösterdiğimiz Millî Mücadele’nin izleri hala taze olduğundan, ders çıkarılması gerekmektedir.

 

 

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

Joe Biden'in Değil Siyonizmin Yükselişi

Dogecoin Hakkında

Erken Seçim Tartışmaları, Tarihçesi ve Sonuçları

TÜRKİYE "BİR NATO ÜLKESİ" Mİ YOKSA "NATO'NUN BİR ÜLKESİ" Mİ?

ADANA'DA UYUŞURUCU İLE MÜCADELE

6 ARALIK, YILBAŞI, NOEL BABA VE AZİZ NICHOLAOS

MAFYA AVUKATLIĞINDAN AVUKAT MAFYALIĞINA

YİNE YENİ YIL YİNE AYNI YATIRIM TAVSİYELERİ

MUSA PEYGAMBER DİYE BİRİ VAR MI?

DEPREM, ORGANİZE OLAMAMAK VE SONUÇ

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN YÜKSELİŞİ

NEDİR BU DİLAN POLAT OLAYI?

SON 30 YILDAKİ YEREL SEÇİMLERE BAKARAK 2024 YEREL SEÇİMLERİNİ OKUMAK

2024 YEREL SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE

MİLLİYETÇİLİK VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ NE DEĞİLDİR?

İKİNCİ 31 MART VAKASI: TARİH TEKERÜRRÜR MÜ ETTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR?

PATLAYAN BİR BALON: İRAN